Site Rengi

DOLAR 8,5602
EURO 10,1062
ALTIN 495,17
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 37°C
Sıcak
Hatay
37°C
Sıcak
Per 36°C
Cum 34°C
Cts 34°C
Paz 34°C

Çarşamba Konuşmalarında bu hafta konuğum tam bir Antakya sevdalısı olan oyuncu ve yönetmen Ezel Akay.

Çarşamba Konuşmalarında bu hafta konuğum tam bir Antakya sevdalısı olan oyuncu ve yönetmen Ezel Akay.

Sanat camiasında ‘Ezop’ olarak da bilinen Ezel abi ile ilk tanışmam 2018 yılında Adana 25.Altın Koza film festivalinde oldu. Benim de ilk oyunculuk deneyimim olan ve Antakyalı ünlü yönetmen Semir Aslanyürek’in yönettiği Kaos filmi için gitmiştim.
Filmografisi son derece geniş bir oyuncu ve yönetmen olan Ezel Akay’ı sinema dünyası 1996’da Tabutta Rövaşata filmi ile tanıdı. Daha sonra sırasıyla Şellale, karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak, Neredesin Firuze, Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü gibi pek çok güzel film ile seyircinin gönlünde taht kurdu. En son çektiği ve Netflixs’te yayınlanan 9 Kere Leyla filmiyle tekrar gündeme gelen Ezel Akay ile sinemadan tarihe dijital platformlardan Antakya’ya kadar pek çok konuda çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Konuşmak Üzere…

GAZİ İSMAİLOĞULLARI: 11 yıl sonra uzun metrajlı bir film olan 9 kere leyla filmini çektiniz. Bu fikir ortaya nasıl çıktı,  pandemi sürecine denk geldi, sinemalar yerine dijital platformları tercih ettiniz, oradan izledik filme gelen eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konudaki fikirlerinizi alabilir miyiz Hocam?

Ezel AKAY: Filmi adam gibi detaylı bir şekilde neden beğenmediğini anlatanlar var onları dinliyorum fakat film konsantre seyredilmediğinde  anlaşılmayacak bir film olabileceğine kanaat getirdim. Çünkü genellikle bir takım noktaları atlamış beğenmeyen seyirciler yani tam o sırada gözünden kaçmış, telefona bakmış, içerde yemeği yanmış, dondurun geliyorum denmiş falan gibi sinema salonunda olmayacak durumlar yaşanmış. Karmaşık yapılı bir film ve projeyi ilk başta tasarlarken bu filmi sinema sektöründen çok sıkılmış bir yönetmen tarafından yapılacak diye başladım. Sinema sektöründe yapılmakta olanlardan o kadar çok sıkıldım ki ben öyle bir şey yapmayayım değip bir takım yeni teknikler benim icadım olan teknikler değil sinemada uygulanmakta olan yeni tekniklerle hikâye anlatmak için bir atmosfer hazırladım. Kamera hareketleri ve özellikle kurgusunda yapısal ve radikal farklılıklar var mesele bu filmde neredeyse hiç ara plan (geçiş planı) yoktur. ‘Mesele adam evden çıkar New York caddelerinde gittiğini görürüz ve sonra bakarız adam bürodadır’. Bunlar olmaksızın yapılmış bir kurgusu vardır. Kurgu sürekli sürpriz yaratan yani buradan oraya bağlanacağını kestiremediğin sürekli sürprizli bir yapıdadır. Tabi bu durum da alışıldık bir durum değil izlenmesini zorlaştıran bir durumdur. Dünyada çok güzel örnekleri bu çekim kurgusunun. Bende kendi projelerimde bu tarz kurguları kullanıyorum. Filmin müziğini bu projede diğer projelerimden farklı bir şekilde kullanıldı. Dark cabare dediğimiz hikâye anlatıcı müzik jazzdan rock’a, pop müzikten klasik müziğe cabarede bunların hepsi karıştırılır aynı potada eritilir. Aynı müzik aletleri ile çalınır ritmi duygusu değiştirilir. Bütün ağızların içine giren hikâye anlatıcı bir müzik türüdür. Bu projemde de çok komik olmayan acı verici şeyleri de komik bir şekilde anlatan tarzı uygun buldum. Bu filmi bu sene yapalım dememin en büyük nedeni büyük bir şiddet sarmalı ile sarmalanmış olan kadın cinsiyetinin isyanıdır. Bu alanda insanların isyanına destek olması için yapılmış bir projedir.

GAZİ İSMAİLOĞULLARI: Size gelen en haklı ve net eleştiri ne oldu bu projenizde?

Ezel AKAY: İki tür eleştiri vardır bunları biri analiz olarak karmaşık izlemesi güç bir yapısı var anlamına gelebilecek anlaşılmaz ve abuksubuka kadar uzanıyor bu kategori. Diğeri de çok abartılı oynuyorlar, sahici değil gibi eleştiri tipleri de var. Beğeniler de aynı tipten bir kategoriye sahip negatif eleştirilerin karmaşık dediği şeyi çok eğlenceli sürprizli dediği sürekli kendini yenileyen merak ettiren bir tarz diye beğeniyorlar. Eğlenceli ve yenilikçi bir oyunculuk diyen gerçeküstü bir oyunculuğa adım atıldığını düşünenler de var. Aynı şekilde cinsiyet merkezli meselelerle ilgilenme şeklini de takdir edenler var. Hala eril bir bakış açısının filmi yönlendirdiğini söyleyenler de var. Bu ikisi de filmin finalindeki monoloğun fazla direkt fazla hamasi bulan çok fazla mesaj koktuğunu söyleyen bir söylem de var. Ben kafa karıştırıcı olmanın belli bir estetik içerisinde seyredilebilirlik ölçüsünde çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Çünkü sanat eseriyle birlikte yaşıyoruz. Kafanızı kurcalıyor çözümler buluyorsunuz. Filmin zaten önerdiği bir şey var insanlar filmi izlerken kendileri başka önermeler geliştiriyor karmaşık yapılı filmlerde. Herkes filmi bir kerede kendi kafasında kendi hikâyesine dönüştürüyor. Bu nefis bir şey ben bu kadar çok eleştiri olmasının sıfır eleştiri olmasının yanında muazzam olumlu bir şey olduğunu düşünüyorum. tabiki olumsuz eleştirilere göğüs gerebilmeyi psikolojik olarak becermek lazım. Benim biraz zırhım kalın. 

GAZİ İSMAİLOĞULLARI: Dijital platformlarla ilgili olarak bu platformların  sinemaya olan etkilerini uzun vadede nasıl değerlendiriyorsunuz? Dijital platformlar sinem salonlarının yerini tutacak mı sizce?

Ezel AKAY: Tarih bize böyle bir sonucu beklemememiz gerektiğini öğretti ama yine de bilemiyorum. Geçmiş bugüne çok da benzemiyor. Mesele sinema çıkınca tiyatro ölecek demişler ölmedi. Televizyon çıkınca sinema ölecek demişler o da olmadı. Dijital platform çıkınca televizyon ölecek dendi o gerçek. Dijital platform ile televizyonun işlevi aynı ama etkisi farklı çünkü birinde istediğini seçebilirken televizyon formatında eskiden seçim şansı uzaktan kumanda olarak lanse edilmiştir.

Fakat televizyon evde tek başına izlenen ve küçük ekrandan gerekli görüntü kalitesi ve ses kalitesi önemsenmeden izlenen bir izleme dünyası dijital platformlarda seçme özgürlüğü artırıldı. Bu da kapitalizmin çok işine yarayan bir şey.  İşin kapitalizm tarafını dışarıda bırakacak olursak dijital platformların sinema salonlarında bir farkı yok. Filmler oralara dağıtılıyor sinema salonlarına dağıtıldığı gibi.  Tek fark topluca seyredilme ama sinema salonları da dijital platformlar gibi  kapitalistlerin ellerinde. Bunu ekonomik-politik olarak düşünmeye gerek yok. Çünkü başka bir problem önceliyor bunu durumu topluca mı seyredeceğiz yoksa tek başımıza mı seyredeceğiz? Bu sosyalite farkı çok önemli bir fark bizim insani varoluşumuzun en önemli özelliği topluca hikâye seyretme, topluca maç seyretme, topluca tiyatro oyunu seyretme, konser seyretme tüm bu etkinliklerin tek başına yapılabilecek olmasına rağmen yaptık. Bu bir ritüel insani bir ritüel. İnsanlar bir araya gelip topluca bir şeyler yapmak istiyorlar. Ben bunun değişeceğini çok zannetmiyorum.

Sosyalleşmenin mümkün olmadığı dönemlerde oluyor. Bu dönemlerde de ikna ediliyor insanlar internet gibi platformlar da bu ihtiyaca cevap oluyor böyle dönemlerde. Bu asosyal dönemler uzun sürerse tıpkı bu pandemide olduğu gibi sinema salonları da ticari platformlar olduklarından zarara girip kapanma durumunda kalıyorlar. Tekrar çalışmaları  çok zor olur. 1500 tane perdemiz vardı bu da zar zor yetiyordu bize hatta yetmiyordu bu pandemi sürecinde en az 500 tanesini kaybedeceğimiz anlamına geliyor. İnşallah bu gerçekleşmez. Dijital platformların çok çok önemli bir özelliği var televizyonlarda olmayan bu da kiraladığımız hikâyenin sonsuza seyredilebilir olması. Bu durum tarih boyunca olmamış bir şey İstediğin anda o hikâyeyi bulup izliyorsun. Bu sayede benim çekmiş olduğum film olan ‘Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü’ gişede 150 bin kişi seyredildi, televizyondan sonra dijital platformda 12 milyon izleyici Türkiye’den izlemiş oldu. Teknolojinin kendisi günahkâr değil biz ona öyle bir anlam yüklüyoruz sadece.

GAZİ İSMAİLOĞULLARI: Tarihe olan ilginiz ve  filmlerinizde de bu temaları kullanma ihtiyacı hissetmişsiniz? Bu ilgi nereden kaynaklanıyor?

Ezel AKAY: Benim tarihi hikâyelere olan ilgim bu ülkenin tarihle olan itiş kakışıdır. Büyük bir kimlik bunalımı ülkesi burası. Devamlı ben kimim biz kimiz canım atalarım gibi psikolojik olarak  geçmişte yaşamaya çalışan insanların ülkesidir Türkiye. 8 değişik gene sahip başka insanların yaşadığı başka ülke neredeyse yok. Ben aslında o yüzden bu insanların içini gıcıklamak için tarihi hikâyeler seçmenin doğru olduğuna karar verdim. Dolayısıyla  burada tarihle ilgili anlatılacak bütün hikâyeler bu ülke için kimlik hikâyesi biz kimiz, kim değiliz ne yapmışız ne yapmamışız gibi bunlarla ilgilenen insanlar için ideal hikâye ortamı fakat ben geçmişi değiştirmek için değil bu günü ve geleceği değiştirmek için tarihi hikâyeler işlemeği tercih ediyorum. 

GAZİ İSMAİLOĞULLARI: Sinemayla ilişkiniz nasıl başladı, film çekmeye nasıl karar verdiniz? 

Ezel AKAY: Ben aslında makine mühendisliğinden mezunum üniversitede tiyatro kulübünde çok çalıştım ve üniversiteden mezun olduğumda tiyatrocu olmaya karar vermiştim. Amerika’ya tiyatro yüksek lisansı yapmaya gittim. Niyetim oyunculuk yapmaktı. Amerika dönüşünde sinemacı, film yönetmeni  olmaya karar verdim. Lakin ekonomik kaygılar dolayısıyla metin yazarlığıyla başlayabildim reklam filmi yazarı oldum. Ondan sonra reklam filmi yönetmenliği yapmaya karar verdim. Denem filmi gibi bir proje yapıp yayınladık. Bu film sonrası bir sürü teklif geldi reklam ajanslarından. Reklam yapımcılığı ikna mesleğidir aynı zamanda. 5 yıl para kazandık kazandığımız paralar ile de sinema filmi çekmeye karar verdik. Derviş ZAİM ile ‘Tabutta Röveşata’ filminin yapımcılığını üstlendim başarılı da oldu. İkinci filmim de ‘Güneşe Yolculuk’ oldu. Daha sonra ‘Şelale’ filmini çektik Antakya’da.

GAZİ İSMAİLOĞULLARI: Son olarak Antakya ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Ezel AKAY: Antakya’nın ben ölene kadar benim aklımdan ruhumdan çıkmasına imkân yok. Türkiye diye bir ülke var bir de Antakya diye bir ülke var. Tarihte de Suriye var diğer tarafta da Antakya diye bir ülke vardı. Antakya sinemacısı en bol olan illerden biridir. Semir Aslanyürek’in çok büyük bir etkisi olmuştur bu sinemaya ve sinemacılığa olan ilgiye. Semir hoca bu ülkenin şahsına münhasır ve dengi olmayan sinemacılarından biridir. Gerçekten  büyük bir arzu ve hırsla çocukluğunun hikâyeleriyle dolu bir insan ve inanılmaz bir hafızası var bütün bu hafızayı hikâyeleştirmiştir. Hikâyeleri ondan dinlemek çektiği filmleri izlemekten daha zevkli. Dayanışmacı da bir insan olduğu için çok olumlu sosyalist bir insan olduğu için de bu bölgedeki birçok insanın da gençlerin de sinemaya adım atmasını sağladı. Bunların neticesinde Antakya çok özel bir sinemacılar şehrine dönüştü. Antakya aynı zamanda kendine has filozoflar şehridir. Bir tür delilik Antakya da normal karşılanıyor. 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.